5 Kasım 2009 Perşembe

Yoldan




Akşam güneşinde günebakanların küskün boyun eğişleriyle hüzünleniyorum. Yol gittikçe uzuyor gölgeler gibi. Göz alabildiğine uzanıyor ayçiçeği tarlaları. Otobüsün içini kesif bir kolonya kokusu kaplıyor. Ucuz plastik şişede alkol 80 derece, limon eser miktarda.

Keşanı geçtik, Tekirdağ 20 kilometre.
Sapsarı düzlüklerin içinde tıpkı bir kadın göğsü gibi yumuşakça yükselen belli belirsiz tepelerde tek tük ağaçlar. İhtimal ki tarla sınırı. Güneşin altında kavrulan yorgun kadın ve erkelerin tek gölgeliği. Bir yudum serinlik, soluklanmak için.
Beni sana hemen getirmesi gereken bu yol İstanbul’da kesintiye uğrayacak. Varışa daha üç buçuk saat var. Şehir yaklaştıkça, vaadettiklerini cömertçe sergiliyor tabelalarda.
… Köfteci Ali Usta 5 km., Umurbey Tatil Köyü, Ateşin Yeri, falanca bank, filanca emlak… Solda yükselen beton bloklar uygarlığı imliyormuş gibi mağrur.
Ve işte masmavi deniziyle Tekirdağ sahili selamlıyor bizi. Üzerinde birer güvercin kanadı gibi çırpınan yelkeliler, denizin tekinsizliğini her an hatırlatıyor.

“Barış ve Özgürlük”, adını ödünç verdiği parkın demir parmaklıklarıyla çevrili. İnsanlar sahilde günlük telaşlarını unutmuşçasına umarsız. Belli belirsiz bir yersiz yurtsuzluk duygusu ile sallanıyor içim. Bir an hep aynı şeyleri yaşıyoruz dedim döne döne. Usandırıcı bir şey bu.

Tarlaların sınırına dayanmış bir kent neyin göstergesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder